"Enter"a basıp içeriğe geçin

Dizilerde Ataerkil Bakış Açısıyla Feminizm

Feminizm, o çok sevdiğimiz kitap karakterlerinin politik doğruculuk sebebiyle cinsiyetlerinin değiştirilip kadın olarak sinema filmine aktarılmasıyla olmuyor ne yazık ki. Bir dönem dizisinde olmayacak anlarda ”kadınım diye mi?” sorusu sorularak senaristin erkek olduğu ve işini ciddiye almadığı görülüyor. Yaşlı ve eskimiş ruhumla soruyorum; “Eski zamanlarda bunları söyleyip sağ bırakılıyorsa kadınlar, biz neden bu yılda hala cinsiyetçilikle savaşıyoruz?”

Evet, keşke kadınlarımız dizilerdeki gibi güçlü olduğunda bunlar yanlarına kalıyor olsaydı. Belki şimdi evet ama geçmişte…

Günümüzde dahi sınıfta “bayanlar” diye hitap eden profesöre karşı gelinemiyor gelecek kaygısından dolayı. İş yerinde patronuna, araba sürerken kenardan kornaya basarak geçen kimi varlıkların ve daha nicelerinin cinsiyetçilikleri… Güvenlik görevlisine bahsettiğiniz taciz olayı görmezden geliniyor. Polise gittiğinizde gerisi gelmiyor. Mahkemeden beraat ediyor…

Dizilerde gördüğümüz olağanüstü dünyalarda her şey ideal fakat gerçek dünyada nasıl?

Cinsiyetçiliğe maruz kalmanın, şiddete, taciz ve tecavüze uğramanın sonucunu ve nasıl baş edileceğini neden görmüyoruz? Son birkaç yapımda görmeye başladık ama bu, çok yakın zamana kadar böyle değildi.

Kadınların giyinişi bir t-shirt bir pantolondan ibaret değil çoğu zaman. Özellikle yaz dizilerinde karşımıza çıkan “fakir ama bir giydiğini bir daha giymeyen” kadın karakterlerin gerçekliği nerede?

Kadınların “istediği gibi” giyinmeleri özgürlüktür. Daha açık giyinmeleri için gösterilen teşvik ise korkunç. Bu kıyafetlerle portre edilmeyen dizi karakterleri yeterince özgürlükçü ya da feminist olmama damgası yiyor. Özellikle de yabancı ülkelerde. Feminizm ne demek peki?

Feminizm kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olması gerektiğini savunur. Oldukça basit ve yalın.

“Ne kadar da sevimli!”

Kadın sinirlendiğinde bir erkeğe tokat atmakta özgürdür, sokak ortasında sözde flörtüne “tacizci!” diyerek ona küçük oyunlar yapmak sadece küçük ve eğlenceli bir sekanstır. Hatta bu erkeğin arabasını çizer, onu duş alırken gözetler veya bunun gibi başka bir sürü şey.

Kadınların yaparken “sevimli” olarak gösterildiği şeyler aslında kadına daha fazla hak vermek için yapılan şeyler değil. Bunun sebebi çok basit; Kadına gösterilmeyen saygı ve ciddiyet.

Kadınların erkeklere gösterdiği şiddet dizilerde hiçbir anlama gelmiyor. Bu onları en fazla “çılgın eski sevgili” yapıyor, tehlikeli bir insan değil. Herkesin içinde atılan tokatın, o üzerinden süzülen suları izlemekle meşgul gözlerin ve çizilen arabaların hiçbirinin önemi yok. Bu kadın uzun süre peşinden koşulan kadın oluyor. Erkek karakterimiz hatta tam olarak bu hareketlerine tutuluyor.

Arada bu kadar farklı haklar varken nasıl olur da feminizm ve özgürlükten bahsedebiliriz?

Feminizm ve kıyafetler üzerine

Kadınların daha açık kıyafetlerle daha özgür olacağı düşüncesi ataerkil bakış açısıyla özgürlük kazanma umududur. Çünkü kadınlar ne kadar kapanırsa kapansın, saygı duyulmadığı sürece o bakışlar değişmeyecektir. Bu saygıyı kazanmak için ise yapılması gerekenin kapanmak olduğunu asla düşünmüyorum. Kendi değerinin farkında olmak gerektiğini ve hak ettiğimiz saygıdan hiçbir zaman taviz vermemiz gerektiğini savunuyorum.

Bize, kadınlara toplumsal saygı gösterilmediği için sürekli kıyafetlerimizi değiştirme peşinde bir kesim. Halbuki vücudumuza bakarken yaptıkları saygısızlık, cinsiyetçiliğin sonuncu aşaması. İnsan vücudu her şekilde saygıyı hak eder ve açık ya da kapalı olmasının bir önemi yoktur. Giyiniş tarzının bir önemi yoktur, içindeki insana değer verdiğinde.

Bu konuda ne demek istediğimi daha iyi açıklamak için gösterime girmeden önce oldukça tepki çeken ve yayınlanmayan Cuties ya da Türkçe adıyla, Minnoşlar filminden bahsetmek istiyorum.

Filmde bir grup çocuk twerk dansını öğrenip yasaklara karşı geliyor ve kendi benliklerini arıyor. Konunun hassasiyeti bakımından açıklamasını kısa tutacağım. Özgürlükten bahsederken çocukların niyeti korkunç olabilecek insanlara bir ürün olarak sunulmasını nasıl kast edebiliriz? İşte dizilerde kadınların üzerindeki kıyafetler seçilirken yaptıklarının da bu olduğunu düşünüyorum. Çok güzel ve çok yakışıklı kişileri seçerken nasıl toplumun güzellik algısını karşılanamayacak düzeylere getiriyorlarsa, kıyafetlerle de aynı şeyi yaptıklarını ve başarılı olduklarını düşünüyorum.

Kadınlar dizilerdeki normali değil kendi normallerini yaşamada ve yargılanmadan yaşayabilmede özgür olmalı. Kendi güzelliklerini sevip, kendileri olabilmeli.

Bunlarla birlikte, kadınlara karşı şiddet ve taciz inanılmaz boyutlarda ama bundan bugün bahsetmeyeceğim çünkü işin içinden hiç çıkamayız…

Sonuç olarak, dizileri ama özellikle hak eden dizileri izleme taraftayım. Çünkü kimileri bizi hak etmiyor…

Sen ne düşünüyorsun?