"Enter"a basıp içeriğe geçin

İş Yeri Dedikoduları: Sen Benim Canımsın

Bu gözler neler görüp kulaklar neler duydu, anlatmak için geçiyorum bu sefer klavyenin başına. Kısa süreli iş deneyimim bir kez daha insanlığa karşı hayallerimin yıkılmasıyla sona erdi. Bu anlatacaklarım eminim tüm çalışanların şahit olduğu şeyler. Belki de aşina olduğunuz bu düzene gösterdiğim tepkiye şaşırmayın, bu tip şeyler kimisine oldukça yabancı. İçinde somut örnekleriyle mobbing de göreceğiniz iş yeri dedikoduları sizlerle! 😒

İzin aldın ama gerçekten aldın mı?

Kimsenin izin kullanmasına izin verilmeyen yoğun günlerden biriydi. Ofiste birisi hastaydı, ama ne hasta. Bölüm amiri ile konuşup kendisine işe gelemeyeceğini söylemiş ve izin almış. Bölüm amiri, hadi ona Yüksel diyelim, patrona bu izin haberini gözlerinde dolu dolu dedikodu ışıltısıyla verdi. Hatta “aa, size söylemedi mi izin aldığını?” şeklinde çeşitli ballandırmalarla.

Patron izin almanın yasak olduğunu belirtince Yüksel’in yüzü keyifle parıldadı. Çalışanın, ona da Ömür diyelim, mesajlarında patron için söylediği hakaret içerikli ifadeleri bir bir güzelce anlattı. “Şansını çok zorluyor, böyle terbiyesizlik olur mu”lar havada uçuştu haliyle. Araları düne kadar pek iyi olduğundan bütün bunları garipseyen bakışlarla izliyordum. Herkesin patrona birbirinin arkasından haber götürdüğünü çok sonraları, işten çıktıktan sonra öğrenecektim.

Ömür işe döndüğünde ortamda yüksek bir gerilim vardı. Bu ikisi patronun yanına çağrılmış. Ama Yüksel de gergin, “Ömür sana bir şey olsa şuram acır” benim diyerek kalbini gösteriyor. Benim gözler şaşkınlıkla açık, “E patrona her şeyi sen anlattın ama!” dememek için dudaklarım sıkıca kenetlenmiş koltuğuma çakılı bir şekilde oturuyorum. Yüksel’in gözleri şeytanlıkla, Ömür’ünkiler gözyaşıyla dolmuş. Yüksel birazdan patronun yanına çıktıklarında foyası ortaya çıkacak mı diye meraktan bir süre hiçbir iş yapamadı. Görüşmeden döndüklerinde birinin yüzün gülerken diğer sinir kırılması yaşamak üzereydi. Hangisinin hangisi olduğunu tahmin etmek zor değildir.

O gün anladım ki, o birbirlerine yaptıkları kardeşlik pek de öz değil. Dahası, sadece amir-çalışan değil herkes bu tip şeyleri saklıyor. Rivayetlerini duyup kendi gözlerimle şahit olmadığım bir şeydi iş yeri dedikodusu. Bunu da yaşamadım demem artık.

Bu iş yeri bizim, yalnızca bizim!

Yüksel’in otoritesini fazlaca kullandığı herkesçe bilinen bir bilgiydi. Kendi işini kimseye öğretmemesinin başlıca sebebi, diğerleri işi öğrendiğinde kendisinin artık vazgeçilmez biri olmayacağı gerçeğiydi. Öğrenme girişimlerini de baskıyla karşılamaktaydı. Artık herkesin de bildiği gibi, lavaboya gitmeden önce dahi kendisinden izin alınırdı.

Bu ortama yeni gelen hiçbir eleman tutunamamış olduğundan sürekli eleman sıkıntısı çeken bir iş ortamında çalışıyordum. Şaşılacak bir durum değil, kimsenin düşük ücrete böyle bir baskıya katlanması kolay değil.

Ofise iş görüşmesi için bir kız geliyor. Zaten patronun onayını almış, Yüksel’in onayına ihtiyaç yok. Yine de görüşecekler çünkü yeni kızın Yüksel’in otoritesini tanıması gerek. Fakat bölüm amiri tam da vereceği bu etkisiz oy için çoktan rahatsız. Sinirler her zamanki gibi gergin.

Kadın geldiğinde bütün ofis iğne ucunda gibi bir hassasiyetle onu süzdü. Her şeyden haberdar ve rahatsızdılar. Kadının kıyafetlerinden duruşuna kadar göz ucuyla süzdüler ve Yüksel’in onu görüşme için götürmesini izlediler. Sonuçta döndüklerinde ona “Hoşgeldin” deyip gülümsedim. Çünkü inanılmaz ama kimse bunu yapmamıştı.

Yüksel kıza bugün yapılacak bir şey olmadığını söyleyip onu gönderiyor ve gözlerdeki o ışıltı tekrar alevleniyor.

- Sence nasıl biriydi?
Çok havalı, fazla özgüvenli.
- Ayakkabıları, makyajı... Çok abartılı geldi bana.
Hayır zaten kız güzel değil ki, makyajlı.
(Burada ben merak edip soruyorum)
- Siz olsanız işe alır mıydınız?
Mümkün değil almam. Kendine çok güveniyor, onu ezmek gerekecek biraz, anlasın ki burada işler öyle kafana göre yürümüyor.
- Nasıl geçti peki görüşme?
İşi öğrenemezse ne olacağını sordu! İnanabiliyor musunuz? (Gülüşmeler)

Kızın gözünü nasıl korkuttuysa, bu iş yeri hatayı kabul etmez imajı çok ortaya koyulmuş olmalı. Bu günle birlikte işe şunu fark ettim, bu iş yeri kompleksli insanlarla doluydu ve onlarla arkadaş olmak bir yana geçinmek bile çok zor olacaktı.

Daha sonra bunun imkansız olduğunu fark ettim ve yeni gelen kızla arkadaş oldum. O geldiği hafta işten çıkmama rağmen şu an arkadaşız ve bu şekilde olmasından gayet memnunum. O iş yeri pek çok insan için fazlasıyla toksikti.

Beni çok bölüyorsun Kiraz

Ama sor bakalım neden?

Yüksel benden hoşlanmadı. İşe girdiğimden beri ve hatta muhtemelen ilk günden itibaren. Sonraları öğrendiğime göre şöyle bir cümle kullanmış.

“Ondan hoşlanmadım, bu yüzden de ona işi öğretmedim”

Bu nedenle iş yerinde sürekli bir şeyler öğrenmeye çalışan Kiraz’ın sık sık eleştirilme günleri ilk günden başlamıştı.

Bir gün yapılan bir hata nedeniyle başına iş açılan Yüksel hatanın sorumlusunu arıyordu. Bana bakışlarındaki tahammülsüzlük o gün daha da rahatsız ediciydi. Bana sordu, yaptığım işlemleri kontrol ederken bıktığını belli eden bir el işareti yaptı ve hatayı düzeltmek için telefon görüşmesi yaptı. Görüşme bittiğinde suçsuz olduğumu belirtmek için “Ben değildim, işlemlerde yok” dedim. Bana dönüp “Tamam Kiraz çok bölüyorsun beni” şeklinde çıkıştı. Bir şekilde ne olursa olsun, mobbing yapmak isteyen amirin yapacağını da o zaman anladım.

Yani düşününce, çok şey öğrendim çalışırken. Ruh emici bu iş ortamı idealist insana hiç mi hiç yaramıyor ama insanlara dair bakış açısına yardımcı oluyor.

Sonuç olarak fark ettim ki, bu tip insanlara dayanıp onlardan biri olmaktansa idealist zevklerinin peşinden giden bir hayalperest olmak çok daha iyi.

Çekilmezsiniz ama biz de çekmeyiz. Kendi kompleksleriniz içinde yaşamakta kolaylık diliyorum.

Peace! ☮️

Sen ne düşünüyorsun?